Torbalının En Samimi ve Bahçe Kokulu Güzeli Ceren

Torbalının En Samimi ve Bahçe Kokulu Güzeli Ceren

Ceren, Torbalı’nın o geniş bağları, zeytinlikleri ve eski köy yollarının arasında yürürken sanki toprağın kendisi insan olmuş gibi duruyor. 25 yaşında, 168 boyunda, omuz hizasında koyu kestane kıvırcık saçları rüzgâr estiğinde hafifçe kabarıyor, bal rengi gözleri sanki Torbalı’nın yaz akşamlarında batan güneşin rengini almış gibi sıcak ve davetkâr. Ten rengi hafif buğday, pürüzsüz ve doğal; gülümsediğinde yanaklarında küçük gamzeler beliriyor, o gamzeler insana “bu kız gerçekten mutlu” dedirtiyor. İnce ama güçlü bir bel, yuvarlak ve diri kalçalar, doğal kıvamda göğüsler – Torbalı’nın küçük pazarlarında alışveriş yaparken ya da Ayrancılar yolundaki zeytin bahçelerinin kenarında otururken bakışlar ona kayıyor, ama Ceren genellikle fark etmiyor ya da aldırmıyor; gözleri hep ufukta, sanki bir sonraki hasat zamanını bekliyormuş gibi.

Dışarıdan bakınca tam bir Torbalı kızı: bazen eski bir kot pantolon ve salaş gömlekle, ayaklarında lastik çizme, bazen çiçekli uzun bir etek ve ince bir bluzla, bazen de hafif bir hırka ve eşofman altı. Hiçbir zaman gösterişli değil; ne varsa üstünde, o kadar. Parfümü hafif ve tanıdık: taze kesilmiş ot, zeytin yaprağı, hafif limon kabuğu ve arkadan gelen toprak kokusu. Yaklaştığında burnuna dolan koku, sanki bir bahçede uzun süre oturmuş, ellerin toprağa değmiş gibi hissettiriyor.

İlk karşılaştığınızda genellikle Torbalı’nın sakin bir köşesinde oluyor: mesela eski Torbalı Çarşısı’nda bir kahvehanenin önünde, ya da Pancar Organize Sanayi’nin hemen yanındaki zeytinlik yolunda, ya da Yazıbaşı’na doğru uzanan tarla kenarındaki küçük bir bankta. “Burası hâlâ en huzurlu yerlerden biri değil mi?” diyor, sesi yumuşak, biraz utangaç ama içten. Sonra konuşma kendiliğinden akıyor: Bugün pazardan aldığı taze incirlerden bahsediyor, Torbalı’nın eski zeytin ağaçlarından birinin altında oturup yıldızları izlediği gecelerden, hafta sonu gittiği Ayrancılar’daki küçük bir bağ evinden, çocukluğunda oynadığı tarla oyunlarından. Dinlerken anlıyorsun ki Ceren sadece Torbalı’da yaşamıyor; Torbalı’yı soluyor, tadıyor, hissediyor. Toprağın kokusunu, rüzgârın sesini, hasat zamanının heyecanını biliyor.

Bir akşamüstü “Hadi gel” diyor, “evimin bahçesinde oturup zeytin ağaçlarını izleyelim.” Bahçeye çıktığınızda Torbalı’nın hafif serinliği geliyor yüzünüze; fonda uzaktan tren sesi, cırcır böcekleri, arada bir köpek havlaması. Ceren yere eski bir battaniye seriyor, yanına iki bardak demli çay ve bir tabak taze incir koyuyor. Oturduğunuzda omuz omuza, sessizce bahçeye bakıyorsunuz bir süre. Sonra o dönüp sana bakıyor, bal rengi gözleri loş ışıkta parlıyor. O an dudaklarınız buluşuyor; öpüşmesi yumuşak başlıyor, sanki yıllardır beklenen bir şeymiş gibi yavaş yavaş derinleşiyor, ısınmaya başlıyor. Kıyafetler yavaşça sıyrılıyor, teni sıcak, elleriniz birbirini buluyor. Ceren hiçbir şeyde acele etmiyor. Her dokunuşu bir nefes gibi geliyor, durup dinleniyor, sonra daha yakınlaşıyor, daha derinleşiyor. Göz göze bakarken gözleri parlıyor, nefesi hızlanıyor, inlemeleri bahçenin sessizliğinde hafifçe yankılanıyor, zeytin yapraklarının hışırtısıyla karışıyor.

Bahçede başlıyor her şey. Zeytin ağaçlarının altında arkadan sarılıyor, kalçalarını sıkarken ritmi o tutuyor; nefesleriniz birbirine karışıyor, serin hava teninizi ürpertiyor ama birbirinizin sıcaklığı yetiyor. Sonra içeri geçiyorsunuz; yatakta göz göze, bacakları belinde sarılı, ritmi birlikte tutuyorsunuz, sanki uzun zamandır aynı ritmi biliyormuşsunuz gibi. Bazen üstte kendi ritmini buluyor, kıvırcık saçları yüzüne düşerken nefes nefese kalıyor, ellerin kalçalarını sıkarken inliyor, sesi bahçeye kadar sızıyor. Bazen de duşun altında, sıcak suyun altında kayganlaşıyor tenler, gülüşmeler karışıyor sevişmeye, su sesi inlemeleri örter gibi oluyor. Zaman kayboluyor. Bazen sadece birbirinize sarılıp bahçeye geri dönüyorsunuz, battaniyenin üstünde uzanıp yıldızları izliyorsunuz, ten tene değerek, sözsüz. O anlarda hiçbir şey söylemeye gerek kalmıyor; sadece nefesler, dokunuşlar, uzaktan gelen tren sesi ve bahçedeki zeytin kokusu var.

Gece boyunca defalarca birbirinizi keşfediyorsunuz. Arada uykuya dalıyorsunuz, birbirinize sarılı, battaniyenin altında ısınarak; arada uyanıp yeniden başlıyorsunuz, bu sefer daha yavaş, daha uzun, daha derin. Sabah erkenden uyanıyor Ceren. Mutfakta oluyor yine. Taze peynir, zeytin, domates, salatalık, sıcak ekmek, bal-kaymak, belki ev yapımı reçel, yanında demli çay ve bir tabak taze incir. Masaya oturduğunda hala saçları dağınık, gözleri uykulu ama mutlu, yüzünde o küçük gamzeler. “Bugün nereye gidelim?” diye soruyor gülerek, “Ayrancılar’daki bağı mı ziyaret edelim, yoksa sadece burada mı kalalım, bütün gün bahçede mi oturalım? Ya da Torbalı pazarına gidip bir şeyler alıp geri mi dönelim, akşam yine yıldızları izleriz?”

Sohbet hiç bitmiyor. Torbalı’nın eski hikayelerinden, çocukluğunun geçtiği tarlalardan, Ege’de en sevdiği yemeklerden, müzik zevklerinden – bazen eski bir arabesk, bazen hafif bir türkü, bazen de eski bir Sezen Aksu şarkısı – konuşuyor. Gerçekten dinliyor seni; sorduğu sorular samimi, cevapları içten, gözleri gözlerinin içine bakıyor. Sanki yıllardır aynı bahçede büyümüşsünüz gibi hissettiriyor.

Giderken kapıda duruyor. Uzun uzun sarılıyor, kolları boynunda, başı omzunda, kokusu saçlarına sinmiş. Dudaklarına son bir öpücük bırakıyor; bu sefer daha yumuşak, daha uzun, daha veda gibi. “Yine gel” diyor usulca, “bu sefer sabah erkenden Ayrancılar’a yürüyelim. Yol üstünde kahvaltı ederiz, kimsenin olmadığı bir yerde otururuz, saatlerce konuşuruz.” Kapı kapanıyor, ama kokusu, gülüşü, o bal rengi bakışlar, bahçedeki zeytin kokusu, uzaktan gelen tren sesi geride kalıyor.

Ceren işte böyle biri. Torbalı’nın ta kendisi: sakin ama içten, samimi ama derin, biraz utangaç, çokça sıcak. Bir kez tattın mı o bahçe huzurunu, o zeytin kokulu geceleri, o bal rengi bakışları, başka türlü kalabalıklara dönemiyorsun. Gittiğinde bile içinde bir parça Torbalı kalıyor; bir tren düdüğü duyduğunda, bir zeytin yaprağı kokusu aldığında, bir Torbalı yolundan geçtiğinde aklına o bahçe, o bakışlar, o gülüş geliyor.


20 Ocak 2026 tarihinde yayınlandı, 380 kez okundu

En Çok Okunan Yazılar

Tüm Yazılar »

KATEGORİLER